aşk hâlâ var, peki ya onu taşıyabilecek insanlar?

25 Haziran 2026
Nerede O Eski Aşklar?
Son zamanlarda bu cümleyi çok sık duyuyorum: "Nerede o eski aşklar?"
Belki de gerçekten sorun aşkın kendisinde değil; kadın ve erkeğin kendi doğalarından giderek uzaklaşmasındadır.
Modern dünya bize her şeyi yapabileceğimizi, kadına güçlü olması gerektiğini söyledi. ve kadın gerçekten güçlü. Buna hiçbir şüphem yok. Kadın hayatın kendisini taşıyabilecek kadar güçlü. Bir insanı dokuz ay boyunca bedeninde büyüten, onu dünyaya getiren ve sevgisiyle yeniden inşa eden bir varlığın gücünü tartışmak bile anlamsız.
Ancak zamanla güçlü kadın kavramını biraz yanlış yorumladığımızı, her şeyi tek başına yapmak zorunda olan kadın anlayışına dönüştürdüğümüzü ve fark etmeden kadının omuzlarına hayatın bütün yüklerini bıraktığımızı düşünüyorum. Güçlü kadın olmak; her şeyi tek başına yapmak, hiç yorulmamak, hiç ihtiyaç duymamak, hiç kırılmamak, hep güçlü olmak anlamına mı geliyor? Yoksa asıl güç, gerektiğinde yumuşak kalabilmekte, sevgi verebilmekte, üretmekte, şefkat gösterebilmekte ve bütün bunları yaparken özünü kaybetmemekte mi saklı? Ben ikinciye inanıyorum. Çünkü bir erkek bile bir kadından dünyaya geliyor. Kadının yaratım gücünü anlamayan, ona hak ettiği değeri vermeyen bir toplumun uzun vadede kaybedeceğine inanıyorum. Belki de bu yüzden İslam'ın kadına verdiği değeri öğrendikçe hayranlığım artıyor. Çünkü kadın; korunması, kıymet bilinmesi ve saygıyla yaklaşılması gereken bir emanet olarak görülüyor.
İlişkilerde de benzer bir şey hissediyorum. Kadın ve erkeğin birbirinin rakibi olduğuna değil, birbirini tamamlayan iki farklı doğa olduğuna inanıyorum. Bir ilişkiyi ileriye taşıyan şey yalnızca sevgi değildir. Duruştur. Omurgadır. Sadakattir. Güvendir. Oysa bugün yaşadığımız çağ bize tam tersini öğretiyor. Daha hızlı tüketmeyi. Daha hızlı vazgeçmeyi. Daha hızlı sıkılmayı.
Ve bana göre bir erkeğin en güçlü yanı da tam burada ortaya çıkıyor. Ne istediğini bilen, sevdiğine sahip çıkan, sözüne sadık kalan, sevgisini davranışlarıyla gösterebilen bir erkek... Böyle bir erkeğin yanında kadın zaten ışıldar. Çünkü kadın sevildiğinde, güvende hissettiğinde ve değer gördüğünde içindeki bütün güzelliği ilişkiye yansıtır. Kadın güvende hissettiğinde yumuşar. Sevildiğini hissettiğinde güzelleşir. Kıymet gördüğünde içindeki bütün sevgiyi ilişkiye yansıtır. Belki de bugün özlediğimiz şey tam olarak budur. Herkes sevilmek istiyor ama çok az insan gerçekten sevmeyi biliyor. Herkes sadakat bekliyor ama çok az insan sadık kalabiliyor. Herkes güven arıyor ama çok az insan güven verebiliyor. Gösterişli aşklar değil. Güven veren insanlar. Büyük jestler değil. Sözünün arkasında duran insanlar. Çünkü aşk hâlâ var. Ama aşk, karakter ister. Sabır ister. Sadakat ister. Ve belki de en çok da kalmayı seçebilecek cesareti ister.
Fakat bütün bunların ötesinde, ilişkilerde başka bir dönüşüm daha yaşandığını düşünüyorum.
Bugünün insanı çoğu zaman geleceğe değil, ay sonuna ulaşmaya çalışıyor. Ekonomik kaygılar, belirsizlikler ve gelecek korkusu insanların yalnızca cüzdanlarını değil, ruhlarını da yoruyor. Geleceğine güvenemeyen insan uzun vadeli hayaller kurmakta zorlanıyor. Bir aile kurmak, bir yuva inşa etmek, bir insana ömür boyu söz vermek artık birçok insan için büyük bir risk gibi görünüyor.
Bir yandan da dijital dünya ilişkileri hiç olmadığı kadar dönüştürdü.
Eskiden insanlar birbirlerine "Bu kişi kim?" diye yaklaşırken, bugün çoğu zaman "Bu kişi benim ihtiyaçlarımı ne kadar hızlı karşılayabilir?" sorusuyla yaklaşıyor. İnsanlar artık hayat arkadaşı değil; yalnızlığı bastıracak, can sıkıntısını giderecek, onay ihtiyacını karşılayacak bir düzenleyici arıyor.
Eskiden insanlar birbirlerini tanımaya çalışırdı. Bugün ise çoğu zaman insanları tarıyoruz. Birkaç fotoğraf, birkaç cümle, birkaç saniyelik karar... Çünkü uygulama kültürü bize sürekli daha iyisinin birkaç kaydırma uzağında olduğunu söylüyor. Daha güzel. Daha genç. Daha başarılı. Daha problemsiz. Bir insan; sağa kaydırılacak, sola atılacak, yedekte tutulacak veya daha iyisi bulunana kadar denenebilecek bir seçenek haline geldi. Oysa insan bir seçenek değildir. Bir insan, başka bir insanın hayatında yer kaplayabilen bir varlıktır. Ve belki de bugün yaşadığımız en büyük trajedi tam da budur. Ve böyle bir dünyada emek vermek yerine değiştirmek daha kolay hale geliyor. Belki de bu yüzden insanlar birbirlerinin bedenlerine yaklaşabiliyor ama ruhlarına yaklaşmakta zorlanıyor.
Çünkü yakınlık yavaştır. Güven yavaştır. Aşk yavaştır. Bir insanı gerçekten tanımak zaman ister. Onun geçmişini, korkularını, kırgınlıklarını, çelişkilerini, bazen huysuzluğunu, bazen sessizliğini taşıyabilmeyi gerektirir. Oysa bugün teknoloji bize hız, yenilik ve anlık ödüller sunuyor. Böylece gerçek ilişkilerin doğal ritmine tahammül etmek giderek zorlaşıyor.
Ve sonra hep birlikte soruyoruz: "Nerede o eski aşklar?" Belki de cevap çok basit. Belki de eski aşklar, eski insanların bazı değerlerinde saklıydı. Ve belki de bugün bu dünyada yapılabilecek en devrimci şey; bir insanı gerçekten tanımaya, sevmeye ve onunla kalmaya cesaret edebilmektir.